10 Temmuz 2010 Cumartesi

aşkakıpgider

...Aşkın nerede, nasıl ortaya çıkacağına kimse karar veremezdi.
Onun varlığını sürdürmesini, iki kalbi birbirine bağlamasını veya hiç tanışıklığı olmayan iki insanın birbirine bakışlarındaki arzuyu kimse kınayamazdı.
Dokunduğu tende bunu hissedebilir miydi? Ya da illaki fiziksel bir dokunuşa ihtiyacı var mıydı? Onun kendisini sevdiğini bilmeden onu sevemez miydi?
O bunu bilmek zorunda da değildi… Gizlice bir aşk yaşatılabilirdi kalbinde. Çünkü bu aşk bu sevgi sahip olunabilecek bir şey değildi.
Onu saklayamaz, kapatamaz, engelleyemezdiniz. O bulduğu tüm çatlaklardan akar tüm boşlukları doldururdu.
O size ait bir şey olmaktan çok dünyaya ait bir şeydi. Boşluğa ait bir şey.
Bir insana sahip olma arzusundan çok onu sevmenin verdiği mutluluğu hissetmek önemliydi.
Ruhuna dokunmak isterdi. Teninden çok ruhuna dokunup onu en derinlerinde hissetmek…
Aşık olduğu kişiye sahip olmaktan çok, o aşkın içinde yüzmek isterdi.
Onun için savaşmak, onu korumak, onun aldığı nefeslerde yaşamanın verdiği mutluluğu tatmak isterdi. Aşk bu olmalıydı. Aşk bundan fazlası olmalıydı... Ama aşkı asla bilemezdiniz..

2 yorum: